Fiilsiz Devrim Türkücüleri

Türkiye'de var olan devrimci unsurların hiçbirinin bir devrim stratejisine bağlı kaldığını, devrim yapmak için pratik uygulamalara giriştiğini göremezsiniz. Aksine, devrimci söylemlerle mevcut statükonun koruyucu rolünü üstlenirler. Sendikacılık yapanlar, mücadelesini yıllık maaş zammı ve ara sıra verilen hak talepleri çevresinde kurgular; burada ufak kazanımlar peşinde koşarlar ve talep ettikleri kazanımların çok daha küçüğünü elde ettikleri sözde direnişlerinde, büyük kazanımlar elde etmiş gibi kutlamalar yaparlar. Kaybettikleri esas kazanımları, mağlubiyetlerini gizlemek için süslü cümlelerle işçilere kakalarlar ve işçinin emek gücüyle harlanan öfkesini, düzenin buyurduğu şekilde sahte bir tatmin alarak söndürürler. Sonrasında, o işçiler düzen içinde, düzenin çarkını döndüren emek ve meta olarak hayatına devam eder.

Kadın vb. mücadelelerde de bu yöntemler aynı şekilde işler. Kadın cinayetlerine karşı kurulmuş komisyonlar etkin mücadele stratejisi uygulamak, kadının ulus içinde karşıladığı emek gücünü hatırlatarak düzene ders vermek yerine; kadınlar çiçektir'den hallice ajitatif sloganlarla, otuz dakikayı aşmayan basın açıklamaları yaparlar, üst perdeden konuşurlar ve dağılırlar. Hatta son yılların en vahşi cinayetlerinden biri olan Fatih Surları katliamında kaybettiğimiz kadınlar için gerçekleşen protestolarda, önderliği üstlenen devrimci kadın örgütleri, meydanları yakmaya dahi hazır olan bir öfkeyi kendi sloganlarında uyuşturup evlerine yollamayı tercih etmiştir.

Öğrenci eylemlerindeyse, geçtiğimiz senelerde Zeren Ertaş'ın kaza kisvesi altında katledildiği olayda, yurtları yıkacak raddeye gelen öğrenci kitlesini Kadıköy, Ankara, Beyoğlu ve diğer şehirlerin çeşitli meydanlarına çağırmış, kendi hayalperest sloganlarıyla yatıştırmışlardır. Yine bu sene, yani 2025 senesinde, 19 Mart eylemlerinde bir isyanda birleşmek için toplanmış öğrenci kitlesinin çevresinde toplanan devrimci örgütler, talepleri ve istekleri olan kitleyi, kendi tarihsel sürecinin mastürbasyonunu yapmak için hiçbir fikir üretmeden Taksim dayatmasına kanalize etmişti. Bu dayatmaya razı gelen öğrenciler, o dayatmaya rağmen ülkenin yeni siyasi pratiğine karşı ses çıkarınca ve bu söylemler kontrol edilemeyince, bu sözde devrimci örgütler öğrencileri terk etmiş, ardından öğrencileri iki parçaya bölmüş, Şişli gibi bir yere çağırmış, öğrencileri orada siyasi iktidarın kolluk güçlerinin eline bırakıp kenara çekilmişti.

İşte bu saydığım pratiklerden de görüleceği üzere, Türkiye'de Türk solu yetersiz strateji ile kendini sahada var edemezken, kendini halktan kopuk, peykûte (veya peykûde - aşağılanmış, hakarete uğramış) bir parça olarak gören Türkiye Solu ise, bu isyan rüzgarını AB-D emperyalizminin vatanımız üzerindeki emellerinin aleyhinde gördüğünden mi olacak bilinmez, rüzgar gördüğünde her zaman olduğu gibi rüzgar kıran olmayı tercih eden üst akıl gibi davranmaktadır. Bunların karşısında kalan vatanperver siyaset ise kendini bir türlü dönem siyasetine adapte edememiş, Soğuk Savaş dönemi aklıyla hareket eden kadrolarla idame ettirmeye çalışmaktadır. Bu saydığım sebeplerle, bu iki ekip de farklı saiklerle de olsa kendini halkın önüne atan ve durduran bir iktidar aracı gibi konumlanmaktadır. İktidarın varlığına karşı en büyük tehdidi oluşturan, devrim muhafızı diye nitelendirilebilecek Solidarist/Kemalist kadrolar ise iktidar ve muhalefetin ortak çabasıyla baskılanmakta ve mücadele alanlarında iki taraftan da darbe alarak geri çekilmeye, bir isyanı sürdürememeye, saray rejimi ve ayakçısı görevi gören muhalefeti yenememeye zorlanmakta. 

Sonuç olarak emperyalizmin taht kurduğu vatanımızda Revizyonist gelişimi bir hakaret olarak gören Fiilsiz Devrim Türkücüleri de düzenün üstünde açtıkları dükkanları işletmeye devam etmekte.

Yorumlar