Bu yazı, diğer yazılarımda olduğu gibi öyle uzun ve kapsamlı açıklamalar içermeyecek. Bu yazının yazılmasındaki esas amaç da siyasi kurumları bilgilendirmektir. Siz okuyucuların da, yazıyı olmasa dahi bu fikirleri yaymanızı çok isterim. Teşekkürler.
Uber, geçtiğimiz vakitlerde Trendyol Yemek ve Getir'i satın almıştı. Şimdilerde ise Yemeksepeti'ni satın almak için bir anlaşmaya varıldığına dair haberler okudum. Bu durumun, "böyle bir yazı yazmayı ve harekete geçmeyi gerçekten gerektirip gerektirmediğini" sorabilirsiniz elbette. Evet, gerektiriyor. Bahsettiğimiz şirketler, her halükarda kurye ve esnaf emeğini bir site üzerinden adeta bir toprak ağası gibi sömürüyor.
Toprak ağası benzetmesini yapma sebebim şu: Sistem, işleyişi itibarıyla neredeyse hiç emek vermeden sadece alanı elinde tutuyor ve oradan satış yapan herkesin ürettiği üründen yüksek komisyonlar alıyor. Ki bu eylem, feodal toprak ağalarının uyguladığı "toprağı marabaya işlet, meyvesini sen ye" mantığından farksızdır.
Şimdilerde ise bu yanlış sistemin daha da vahim bir hale doğru gittiğini görüyoruz. Görüyoruz çünkü en azından rekabet sayesinde az da olsa şartlarını düzeltme ihtiyacı duyan bu sistemler, artık tek bir tekelin elinde toplanıyor. Bu durum rekabeti tamamen egale ediyor ve Türk üreticisinin emeğini, tek bir kişinin sahipliğindeki sistemlere mahkum bırakıyor.
Bu söylediğim şey şu an için, kısa vadede öyle büyük bir sorun gibi görünmüyor olsa dahi gelecekte görülecektir ki bu, Türkiye ekonomisi ve Türk halkı için yakın geleceğin en büyük tehditlerinden biridir. Zira Türkiye ekonomisinin kalbi, istihdamın ve sıcak para akışının en dinamik gücü bu hizmet ve ticaret sektörünün etrafında dönmekte. Böyle devasa bir alanın "tekno-feodal" ağalar tarafından işgal edilmesi, yabancı sermayenin ülke içinde adeta devletleşmesi demektir. Bu denetimsiz güç, yarın bir gün siyaseti bile boyunduruk altına alabilir. Bununla beraber, milli servetin de büyük çoğunluğunun elden çıkması kaçınılmazdır. Zira bu şirketler hiçbir katma değer üretmediğinden, ülke içerisinde bu denli büyük bir hacmi ele geçirmeleri ülkeye salt bir para kaybından başka bir şey getirmez. Elbette vergi vereceklerdir lakin bu denli ekonomik gücü elinde bulunduran aktörler, vergiden kaçabildikleri kadar kaçacak ve ekonomiyi zarara uğratacaklardır.
Vergilerini eksiksiz ödeseler dahi, ortada fiziki bir üretim veya ihracat yok; araba ya da makine üretip dışarıya satmayacaklar. Tıpkı bir devlet gibi esnaftan komisyon kesecekler; bu paranın ufak bir kısmını vergi olarak devlete bırakıp, ülkedeki sıcak para trafiğinin aslan payını kendi ellerinde toplayacaklar.
Bununla beraber, bu şekilde bir tekelleşme, liberalizmin (gerçekçi olmasa dahi) "rekabet ile dengelenme ve kaliteyi artırma" iddiasını da tamamen yok etmektedir. Zira bahsi geçen alana hakim olan üç marka da tek bir şahısta toplandığında, komisyon rekabeti ortadan kalkacak ve komisyonların pervasızca yükselmesinin önünde hiçbir engel kalmayacaktır. Bu da piyasayı yukarı çekip halkın alım gücünü düşürecektir. Beraberinde yerli esnaf, fiyat artırdıkça satış yapamaz hale gelecek; bu sarmal içinde ya batacak ya da yüksek pahalılıkla satış yapmaya çalışarak kıvranacaktır. Sektörün temel taşı olan, sürekli canını ortaya koyarak çalışan ve her yıl yüzlercesini kaybettiğimiz kuryeler ise ücret verme rekabeti ortadan kalktığı için ya işlerini terk etmek zorunda kalacak ya da en düşük ücretlere mahkum bırakılacaktır.
O sebeple siyasetin; görüş ayırmaksızın Sosyalist, Milliyetçi, Kemalist, İslamcı fark etmeksizin buna ses çıkarması, Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Türk halkının çıkarları için birer bilinç ve ödevdir.
Dipnotlar
1. Sermaye ve İstihdam Yanılgısı Üzerine: Bu birleşmelerin "ülkeye yabancı sermaye girişi ve istihdam" sağladığı yönündeki serbest piyasa argümanı temelsizdir. Gelen sermaye sıfırdan bir üretim tesisi kurmamakta, halihazırda kurulmuş yerli pazarı yutmak amacıyla gelmektedir. Yaratıldığı iddia edilen istihdam ise güvencesiz, "esnaf-kurye" modeliyle sömürülen ve kalıcı refah üretmeyen geçici bir iş gücünden ibarettir.
2. Katma Değer Tanımı: Metinde geçen "katma değer üretmeme" eleştirisi, dijital altyapının kendisine değil; fiziki üretime, sanayiye ve ülkeye net döviz girdisi sağlayacak bir ihracat kalemine dayanmaması gerçeğine yöneliktir. Yapılan iş, iç piyasadaki mevcut paranın aracılık komisyonuyla yurtdışına transferidir.
3. Tüketici Hakları: Bu tekelleşme sadece esnafı ve kuryeyi ezmekle kalmayacak; alternatif pazar yerleri yok olduğu için, en nihayetinde son tüketici olan Türk halkının da (vatandaşın) hizmete çok daha fahiş fiyatlarla ulaşmasına neden olacaktır. Tehlike, zincirleme olarak toplumun her kesimini vuracaktır.

Yorumlar
Yorum Gönder