İÜ Öğrencileri Neden Karşı?

                                                               Aktuğ 

Bildiğimiz gibi İstanbul Üniversitesi Rektörü Zülfikar Anadolu Ajansı’na verdiği röportajda “Duvarsız Üniversite” adlı projeden bahsetmiş ve tanıtmıştı. Bunun üzerine üniversite öğrencileri güvenlik kaygısıyla tepki göstermiş ve gün geçtikçe de tepki göstermek için birçok sebebin farkına varmıştı. Bu olay üzerine birçok cenahtan birçok akademisyen ve düşünür; öğrencileri halk düşmanlığı, elitist olmak, kendini halktan üstün görmekle suçlamış ve hatta burada ismini kullanmayacağım bir akademisyen kendi öğrencisini tanımadığından öğrencileri için “fanusta yetişmiş öğrenciler halkla karşı karşıya gelmekten korkuyor” demişti. Bunlar üzerine durmak gerekirse evet öğrencilerin söylemleri yer yer halk düşmanlığına varmıştır peki neden?
Türkiye mevcut siyasi yapısı itibariyle bir iktidar azınlığının baskıcı ve yargılayıcı, yer yer saldırgan tavırlarına maruz kalmakta, kimi zaman bu iktidar sahipleri tarafından direkt saldırıya uğramaktaydı. İşte bu olaylar çerçevesinde kapılarını açan üniversitede halka karşı düşmanlık yapmaktan ziyade memleket dahlinde iktidar sahibi olanların saldırılarından korunmak, en azından İstanbul’un köşeye sıkışmış bir kaç semti dışında bu baskıdan bir nebze korunabildikleri alanı bir korkuyla savunmak istediler. Korku doğası itibariyle ya kaçma fiilini doğurur ya da direnme ve saldırma fiilini. İstanbul Üniversitesi öğrencileriyse köşeye sıkışmışlıkları ve kaçacak yerlerinin olmaması sebebiyle saldırma refleksini gerçekleştirmek zorunda kalmıştır. Bu suç mu? Elbette değil fakat burada eleştirilere konu olan halk düşmanlığı suç olarak kabul edilebilir mi? Evet edilebilir, keyfi bir halde bunu yaptığın vakit suç olarak kabul edilebilir ama saldırıya uğrayan birinin dürtüsel eylemi suç olamaz. Öğrencilerse belli bir bütünlük ve özgürlük gösteren kısım en azından bu eleştirilere konu olan halk düşmanlığını bırakmaya ve olayın gerçek sebeplerini hedef almaya başlamıştır zaten. İstanbul Üniversitesi öğrencileri çoğunluk itibariyle odasından çıkmayan, öğrencisini tanımayan akademisyenlerin dediği gibi elit bir sınıfın çocukları değil; işçi, memur ailelerin çocuklarıdır ve yine bu öğrenciler ekonomik krizin en büyük mağdurlarından olan bir gruptur ki bu öğrencilerin okurken işçileşmesinden anlaşılmalıdır. Okurken işçileşmek konusu özellikle öğrenci ve gençlik araştırmaları için mutlaka incelenmesi gereken bir konu olduğunu yazının ilerleyen kısımlarında bize tekrar gösterecek.
Öğrencilerin bu ilk eylemlerini neden mazur görmemiz gerektiğini anladığımıza göre öğrencilerin bu konuya neden karşı olduğuna gelelim başlıklarla.

Güç Baskısı
Güç baskısı konusunda öğrenciler bütün halkı bunun sorumlusu tutmamakla birlikte memleket dahlinde güce sahip olan zihniyetin onları baskıladığını ve yaşam alanlarına her geçen gün daha fazla müdahale ettiğini bilmektedir. Bu sebeple öğrenciler kapıların turiste açılmasında asıl olarak okulu kendilerine ait sanıyor olmalarından değil memleket dahlinde gücü elinde bulunduranların bu açık kapıdan girmesinden ve onların yaşamlarına müdahale etmesinden korkuyorlar. Evet buna karşı eleştiriler güç sahipleri her daim okulun içine girebiliyor ve rahatça hareket edebiliyor bu bir bahane olamaz diyenler var. Fakat atladıkları nokta şu ki güç sahipleri şu an girdikleri üniversitede dışarıdan gelerek legal bir eylemsel çalışma yürütmekte zorlanıyor ve okulun içinde kendilerine ait bir güç yaratmaya çalışıyor. Girmek isteseler yine girebilirler okulların içerisine bunu da öğrenciler reddetmiyor ama bu “kapılar kapalıyken bu daha zor gerçekleşiyor” diyor haklılar bir bakış açısıyla. Sonuç olarak öğrenciler halktan korkmuyor ya da halka düşmanlık etmiyor onlara saldıran bir güçten korunmaya çalışıyorlar.

Ekonomik Baskı
Dünya bir ekonomik krizde, Türkiye ise bu ekonomik krizden en fazla etkilenen ülkelerden biri, öğrencilerse çocuk sahibi ailelerle beraber bunun en büyük mağdurları. Çocuk sahibi aileler bu yazının konusu olmadığından üzerine durulmayacak. Öğrenciler bu ekonomik krizden aile desteği dışında tek geçim kaynakları olan KYK burs ve kredilerinin asgari ücret karşısında her yıl biraz daha değer kaybetmesinden kaynaklı yaşamak için okurken çalışıyorlar ve aslında değer üretmek için geldikleri üniversitelerde eğitim alamıyor, işçi miyim, öğrenci miyim diye ayırt edemiyor. Tabi işçi olmak öğrenci için de Türkiye’nin genelinde olduğu gibi bir refah sağlamıyor. 84 sonrası liberalleşen Türkiye 2000 sonrası tamamıyla özelleşmeye başlamış bu süreçte özelleşme hakim görüş iktidar sermayesi oluşturmak için kullanılmış, özelikle 2010 yılı sonrası Türkiye uluslararası sermeyenin ucuz iş gücü haline getirilmeye çalışılmış, sürekli ve düzenli faiz düşürmelerle Türk lirası değer yitirmiş, ucuz ve ulaşması kolay bir üretimhane yapılmıştır. Konumuzun aslı ekonomi olmadığından böyle bir özetle konumuz sebebini aktarmış olarak devam edeyim. İşte bu ucuz işçilerin arasına katılan öğrenciler barınma kriziyle beraber çalışırken de yine rahata kavuşamamıştır ve okullarına gittikleri gün, günü yaşadıkları gün olmaya başlamıştır her türlü sosyal ve kültürel etkinliklerin engelleniyor olmasına rağmen. Bu yaşadığımız olayda ise öğrenciler “Duvarsız Üniversite” adlı karara bu ekonomik sıkıntılar sebebiyle karşı çıkmaktadır çünkü üniversitenin kapısı açıldığında ekonomik şartlar karşısında az da olsa nefes alabildikleri kampüslere özel sektörün gireceğini biliyorlar, özel sektörün girdiği üniversitedeyse öğrenciler günde sadece bir kahve içseler dahi aylık ortalama 1400 lira para harcamak durumunda kalacak kahveyi de ortalama olarak 70TL’den hesaplarsak. Bu şu demek oluyor yaşam kaynağın olan 2000TL KYK’nın yüzde 70’i sadece okulda arkadaşınla bir kahve içmeye yetiyor. İşte bu ekonomik durumda öğrenciler üniversitenin kapısını düşünmüyor az da olsa yaşamak istiyor ve bu duruma karşı çıkıyor. Eğer karşı çıkmazsa artık onun bir okulu olmayacak çünkü okulda yaşayacak gücü yok edilecek okul yönetimi eliyle.
O sebeple öğrencilerin bu karşı çıkışı bir halk düşmanlığı değil yaşama hakkı talebidir.

Öğrenciler Müdahale İstemiyor
Öğrenciler okullarında birçok şeyden dolayı saldırıya uğruyor ve susturuluyor. Bunun en büyük örneği de yine İstanbul Üniversitesinde yaşanan “Yılbaşı Ağacı Süsleme” olayıydı. Okul içinde yeni yılı kutlamak için bir araya gelen öğrenciler ağaç süslerken güvenliklerin saldırısı ve engellemesiyle durduruldu ve şimdi öğrenciler bu bahsi geçen projeyle okul içine daha fazla güvenlik alınacağını biliyor ve bunu; okulun, okul yönetiminin güvenlik görevlisi dediği gizli gestaponun varlığını istemiyor. Çünkü öğrenciler söz söylemek, hakkını savunmak, anlamak, anlatmak istiyor. Yaşanacak bu durumda burada öğrenci her türlü baskının ve susturulmanın mağduru olacağını, okulu hakkında fikir ve düşünceye sahip olmasının engelleneceğini biliyor. O sebeple öğrenciler halk düşmanlığı etmiyor, halkı düze çıkarak muhalefeti ilk önce kendi alanında yaratmak istiyor.

Siyasilere Dair
Siyasiler, akademisyenler ve aydınlar kendi halkları ve gençleri ile bağlarını kopardığından onları halk düşmanlığıyla suçluyor. Öğrenciler işçileri istemiyor hor görüyor, kendini aydın ayrıcalıklı sanıyor diyorlar fakat o iş öyle değil bunları diyenlerin zamanı geçeli çok oldu artık üniversite bir ayrıcalık alanı değil. Üniversite öğrencisi artık bu sözleri söyleyenlerden daha fazla halk, çünkü öğrenciler okuldan çıktığında işe gidiyor. Çünkü öğrenciler ay sonu yemek, kira, fatura düşünüyor. Çünkü öğrenciler toplumun o güç sahibi dışında var olan bütün kesimleri gibi köşeye sıkıştırılıyor ve daha kötüsü yavaş yavaş köşeye sıkıştığını biliyor ve umudunu yitiriyor. Bu mücadele içinde var olma hayali kuran insanlar halkın düşmanı, halktan uzak demek fazlasıyla abes ve akıl almaz bir halktan uzaklıktır. Odasına, zümresine, makamına kapanmış halktan saklanıyor olmasaydı halkını ve gencini tanıyor; o öğrenci yer süpüren temizlikçiyi, ya da kafede garsonu, ya da bir bulaşıkçıyı hor görmüyor bilirdi. Hor görmüyor çünkü o öğrenci hor gördüğü söylenen işleri yapan işçi ta kendisi zaten.





Yorumlar