Türkiye temsili demokrasinin işlediği ülkelere kıyasla halkını seçime en çok katan ülkelerin başında gelmektedir. Peki neden?
Demokrasi çok büyük bir ihtiyaç olduğundan mı yoksa ciddi manada işlediği için mi? Hayır, yalnızca meşruiyet kazanmak için. Zaten bu meşru durum Türkiye içinde her daim bir çatışma ve savaş ortamının önüne geçmiştir. Bunun en büyük sebebi; iktidarlar rejim değil demokratik tercih olarak gücünü gösterir.
Seksen öncesi Türkiye demokrasi işlemez bir yer miydi?
Evet öyleydi. Seksen öncesi Türkiye demokrasinin seçim boyunca işlediği, lakin iktidarlara meşruluk kazandırmayan zayıflıkta bir sağlamaydı. O sebeple seksen öncesi Türkiye demokratik sloganlarla süslenmiş bloglar arası güç mücadelesi sahnesiydi yalnızca.
O halde Seksen sonrasından iki bin yılına kadar Türkiye nedir?
Bu yıllar seksen darbesiyle Batı'nın galibiyetinin başlangıcı ve Doğu'nun tasfiye sürecidir. Özal ekonomisi bir neo-liberal kat ediş olurken Evren yönetimi öncesinde de AB sürecine girişerek Türkiye'nin askeri safı dışında, ekonomik ve politik safını da bize işaret etmiştir. Bu süreçten sonra binbir olay gelişmiş, binbir gündem olmuştur.(Bugün dahi hala aklımızda olan, aklında olmayanların da akıllarına sokulan bir gündem.) Bu olayları anlatmak için de vakit harcamaya gerek yok. O zamanın yeni Türkiye'si için verilen kavganın izleri bunlar sadece.
İki Bin Sonrası Türkiye'de ne oldu?
İki bin sonrası Türkiye krizlerle güne başladı ve bu krizler yeni seçim olan AKP iktidarını Fetö, CHP, ABD ve AB desteğiyle iktidar yaptı. Desteği veren tek malup güçse CHP'nin bihaber olduğu siyaset aklı oldu. Ardından bir Batı destekli ekonomik kalkınma, özelleştirme ve liberal özgürleşme süreci geldi. Bunun ardından Ergenekon ve Balyoz davalarıyla da tasfiyeler. Sonra AKP, Fetö kontrolünde AB Müzakerelerinin kesin talebi olan ABD destekli "Çözüm Süreci". Bu sırada yine işler iki tarafta da Erdoğan'ın istediği gibi gitmedi. İktidar saflarında Fetö'nün kontrolündeki yargı güçleriyle Mit'e müdahale edilmeye çalışıldı ve Gülen mağlup oldu. Çözüm Süreci'ndeyse Erdoğan isteğini gerçekleştiremedi ve mağlup oldu. Bunun ardından da yine bir kaç olay yaşanmış olsa da Gülen-Erdoğan çatışması "Dershanelerin Kapanma Süreciyle" kamunun önüne serildi. Sonrası malum 15 Temmuz Darbe girişimi süreci geldi, Fetö kadroları 30 Ağustos ordu atamalarında tasfiye edilmeden acele bir kalkışma gerçekleştirdi ve başarısız oldu. Erdoğan'sa seçim dışında halkı kendi safında ölmeye ve ülkeyi kurtarmaya çağırmış bir lider olarak kahraman oldu. Sonra bu AB, ABD ve Fetö ile olan ittifakta bozuldu ve AKP milliyetçilik kıyafetini giyerek kadro ihtiyacını kapatmak için hasmı Bahçeli ile ittifak kurdu. Çünkü Bahçeli bir iktidar hevesine sahip değildi ve yalnızca kadrolaşmak, politikaya yön veren aktör olmak, iktidar olmanın günahından da muaf olmak istiyordu; Erdoğan ise kadro yetiştirmek için vakit.
2023 Sonrası Türkiye'de ne oluyor?
Erdoğan demokratik süreçte iktidarını kaybetmeye ilk defa yaklaştığı bu seçimde de galip oldu ve artık mutlak güç haline geldiğine emin oldu. Çünkü Erdoğan kadro sorununu çözdü, seçimleri kazandı, devlet içinde ve halk nazarında meşruiyetini ilan etti. Şimdi MHP ve Ulusalcı kadroların elemanlarını kendi safına katma ya da tasfiye etmeye, kendi kadrolarını güçlendirmeye ve AKP parti devletini ilan etmeye hazırlanıyor; buna karşı hala seçim kozunu da elinde tutuyor. Bu olaylar karşısında Milliyetçi cenah Türkçü Dernekler, Zafer Partisi içerisinde öncü bir ekip ve yine ismini vermeyeceğim bir kaç hareket militanvari bir örgütlenmeye giriyor; siyasi ve son raddede fiili çatışmaya hazırlanıyor. İdeolojik-Entelektüel safları da teorik çalışmayı ve propagandayı hızlandırıyor. Bu dönem Milliyetçiler için Seksenlerin aksine artık devlet içinde bir yer tutma kavgası da değil çünkü onlar da "İktidar ve devlet ayrı kavramlardır." tartışmasını bıraktılar. Onlar için de devlet artık bir parti devleti haline geldi, meşru zeminini yitirdi. Bu cenah ileri ki sürecin en büyük iktidar ve güç adayıdır. Sol gruplarsa eylemsel açıdan baskı ve takip edilebilirlik açısından da müsait ve tehşir edilmiş oldukları için ufak solcu çalışmaların ötesine geçemiyor, bunu amaç ediniyor gibi davranmıyor. Mevcutta güç savaşı verebilecek Sol gruplarınsa büyük çoğunluğu kadrolarını Rojova'da kullanmayı tercih ediyor. Türkiye içinde kalanlarsa yalnız ve güçsüz konumlarından ötürü hareket edemez halde arada bir slogan atacak bir şey çıkmasını ve HDP'den takip etmeleri için yaratılacak bir çözüm süreci siyatini bekliyor. AKP yavaş yavaş varlık ve yokluk mücadelesine girdiğini biliyor. Batı'ysa AKP çöküşünde yeni iktidarı yine en makul olan seçenekten oluşturmak için çalışmalar yapıyor, anamuhalefet ile seymeysdarını pazarlığa oturtuyor. Yarı Sömürge'nin halkı, yani bizse sandıkta oy kullanıyoruz ve yerimize oturuyoruz. Muhaliflerin geneli olarak siyaset yapma aklından yoksun bir proje peşinden slogan atıyoruz. Bunu da ciddi bir dille yazmak isterdim ama sandığa gitme ve çözme anlayışı ahmakça bir alışkanlık haline geldi. Yazıda özet geçtiğim olayların sandığın bunlar karşısında işe yaramadığını gösterdiğinden ve sandık sadece ata binmek için ayaklık olduğundan, sandığa gitme gereği duymadığım gibi sebebini açıklama gereği de duymuyorum.
Yorumlar
Yorum Gönder