Bu yazıyı, aklımdaki fikri kısaca dile getirecek kadar uzun tutacağım; konuya tamamlayıcı olması için de önümüzdeki Pazartesi günü konuyla alakalı bir hikâye yayınlayacağım.

Burjuvazi; teokratik, monarşik ve feodal düzenin yeni düzende baskılayıcı ve geriletici bir unsur olması karşısında, dünyanın (ekseriyetle de Batı’nın) içinde Burjuva Devrimi hareketlerine girişti. Bu devrim hareketleri, Sanayi Devrimi ile beraber kendini toplumlara kabul ettirmiş olan Finans-Kapital’i de arkasına alarak başarıya ulaşmıştır. Bunun üzerine, Kapitalizme karşı (Anti-Kapitalist) gün geçtikçe güçlenen Komünist ve Sosyalist fikirler, Marx ve Engels ile kendini tam manasıyla sağlam bir temele oturtmuştur ki; burjuva akademisi dahi Marksist sosyal bilim tezlerini kullanmaya devam etmektedir.
Bu tarihsel sürecin uzantısı olarak ortaya çıkan; ne Kapitalizmi ne de Komünizmi tam olarak benimseyen Solidarizm ve Halkçılık gibi üçüncü yollar, 20. yüzyıldaki siyasi karmaşada Batı’nın yanlış unsurları tarafından benimsenmesi nedeniyle güvenilirlik yitimine uğramıştır.
Ancak tüm bu ideolojik çatışmalar ve üçüncü yol arayışları sürerken, Kapitalizm sömürünün biçimini sessizce değiştirdi. Marx, kendi dönemi itibarıyla emeğin sömürüsü üzerine haklı bir çıkarım yapmıştır. Lakin gelişen insanlık, artık kas gücünün değerini yitirdiği bu çağlarda, birçok alanda emek sömürüsünü aşmıştır. Bunun yerine, yeni bir sömürü biçimi ortaya çıkmıştır: Zamanın sömürüsü.
Konuya dönecek olursak; bunu bir sonraki paragrafta açıklamaya devam edeceğim lakin söylemlerim emek sömürüsü sona erdi gibi anlaşılmasın. Emek sömürüsü, artı değer üretiminin olduğu alanlarda mevcudiyetini sürdürmektedir.
Beyaz Yaka Emeğinde Tahakküm
İlk olarak, artı değer üretmeyen ve günümüzde değeri yükselen meslek grubu olan beyaz yakalı çalışanları ele alalım. Elbette bu söylemim, beyaz yaka arkadaşlarımız için bir hakaret olarak algılanmayacaktır; yine de konuya açıklık getirmekte fayda var.
Beyaz yaka dediğimiz meslek grubu; reklamcılık, insan kaynakları, muhasebe, bankacılık gibi alanları kapsamaktadır. Bu ve buna benzer alanlarda çalışan kişiler, bir değer üretmekten ziyade var olan değerin pazarlamasını yapmakla, bir işyerinin maddi tablosunu oluşturmakla, Kapitali korumakla görevli ve kendine yabancılaşmış kişilerdir. Bunun üzerine yapılmış çok fazla çalışma olduğundan bu konuya uzun uzadıya değinmeyeceğim.
Ancak örnek vermek gerekirse, reklam ajansında çalışan bir kişi üretim yapmaz; üretileni, sistemin istediği şekilde dünyaya sunar. Bu süreçte sermayedar onu, bir değer üretmediğinden mütevellit, vaktiyle satın alır. Reklamcı arkadaşlar iş vakitlerindeki yoğunluktan ve verdikleri emekten bahsedebilirler elbette. Lakin beyaz yakalı çalışanların iş başında, iş harici ekran başında harcadıkları süreyi takip edince bunun böyle olmadığını görüyoruz. Burada bu durum, onun iyi ve rahat bir iş hayatı sürdüğünü göstermez elbette. Çünkü onun vakti gasp edilmekte ve işi yokken dahi sırf sermayedar onun üstündeki tahakkümü sürdürmek için onu o mekâna mahkûm etmektedir.
Konuya dair uzun konuşmayacağım; üzerine derinlemesine okuma yapmak isterseniz aşağıdaki kaynakçadan faydalanabilirsiniz:
- İşyeri Gözetimi ve Stres: Mark S. Abernethy, “Workplace Surveillance and its Impact on Employee Stress and Productivity”.
- Panoptikon: Michel Foucault, Discipline and Punish.
Paylaşılan bu makaleler, çalışanın ekran süresini iş başında aktif tutmak ve çalışanı pasif durumda olmadığına ikna etmek için yaptığı hareketlerin incelenmesidir ve bunun çalışan üzerindeki psikolojik baskı durumunu da değerlendirir.
Hizmet Sektöründe Zaman Gaspı
Zaman sömürüsü, sadece bilgiyi pazarlayan beyaz yakalılarla sınırlı değil. Fiziksel ve duygusal emeğin yoğun olduğu hizmet sektöründeki sömürü biçimini de incelemek gerekmektedir.
Hizmet sektörü, genel olarak çalışanın en değersiz olduğu alandır. Bunun temel sebebi de çalışan kitlesinin çoğunlukla gençlerden, yani geçici iş gücünden oluşmasıdır. Gençler üniversite okuduğundan ve bu işler pek nitelikli işler olmadığından mütevellit, işverenler çalışanlarına “zaten niteliksiz bir iş yapıyorlar ve geçici çalışanlar” diyerek sundukları hizmeti zaman üzerinden ücretlendirirler ve bunu da asgari temelde hesaplama gayreti içerisine girerler.
Hatta bunun en büyük delillerinden birisi, çeşitli kurumsal kafe işletmelerinde iş olmasa dahi çalışana ayakta beklemek, telefona, kitaba vb. şeylere bakmamak gibi kurallar konulmasıdır. Bu, patron için orada bir otorite olduğu hissini verirken; çalışana da maaşını yaptığı iş için değil, sadece orada olduğu vakit için aldığı gerçeğini hatırlatır.
İncelemek isterseniz kaynakça:
- İşin Niteliksizleştirilmesi: Braverman, Harry. Labor and Monopoly Capital.
- Duygusal Emek/Sömürü: Hochschild, Arlie Russell. The Managed Heart: Commercialization of Human Feeling (Yönetilen Kalp: İnsan Duygusunun Ticarileştirilmesi).
- Rıza Üretimi: Burawoy, Michael. Manufacturing Consent: Changes in the Labor Process Under Monopoly Capitalism.
Son
Artık mesele, fabrika duvarları içindeki saatlik ücret değil; uyanık kaldığımız her anın potansiyel olarak gasp edilmesidir. İşte bu zaman sömürüsü, bizi yalnızca işimize değil, aynı zamanda kendimize, sevdiklerimize ve toplumumuza da yabancılaştırır. Bugün asıl sormamız gereken şudur: Sistem, çalınan bu zamanda, geriye bizden ne bıraktı?
Yorumlar
Yorum Gönder