Depresyon

 ''Dostlar, bu yazımda biraz teorik fikirlerden, biraz tarihsellikten, biraz da hissizlikten bahsedeceksiniz. Bu “siz” deme bir üslup stratejisi değildir; bizzat “siz” bu mektubu yazacaksınız. Çağımızın insanlarının, sizlerin hislerinin kaleme alındığı bir metindir.''

Tam boyutlu görüntüyü görüntülemek için Enter tuşuna basın veya tıklayın.

Sevgili Dostum,

Öncelikle sen nasılsın? Ben, sorduğun diğer anlardan farklı değilim; Kendime bakınca sevmeye değer bir şey bulamıyorum. Sonra dünyaya bakıyorum; değersizliğin hayatın kendisinden geldiğini ve kendime tutunuyorum. Seninle de bu konu hakkında konuşmak istiyorum zaten.

Dostum, hayatı yaşamaya değer katan çok bir şey yok. Senin sohbetlerin, herkesin kendi yalnızlığını yaşadığı bu dünyada bana “bizim yalnızlığımızı” yaşıyor gibi hissettiriyor. Bu tatmin çok iyi geliyor; Bir şeyler yapıyorum, yaparken varlığım umutla doluyor… Ve sonra… Yaptıktan hemen sonra, her şeyin anlamsızlığından çarpıyorum. İşte bu son hal öyle bir şey ki yeni döngüye girene kadar ölmek, varlığın yarattığı o yaşamaktan acıdan yaşamak istiyorum.

Oysa bir şeyler yapıyorken, “yapıyor olmak” öyle değerliydi ki hayatım, özünü sadece o eylemden yer alıyor. Ama bir şeyler yaptığım vakitlerde, olaylara uzaktan bakma fırsatı buluyorum ve “an”ın da “oğul” gibi amaçsız bir eğitim olduğunu düşünüyorum. Bu oğlum beni boğuyor; bir daha onunla karşılaşmak istemiyorum ama sondan önce olan, onun isteğiyle bir bağımlı gibi çalıştırılmaya devam ediyor. Zaten bunların miktarı, denenen şeyin içinde kilitlenip kalır, hareket edemezdim.

Sen ne kastediyorum anlamıyorsun, biliyorum; ben de sana bunları ilk defa itiraf ediyorum. Ben senin bildiklerinden veya meraklılardan, neşeli çocuklardan değilim. onların hepsi senin gördüğün ve beğendiğin şeyler; onlar, onun vakti senin beğenin için takılmış maskelerdi. Sen karşımda böyle kudretli, sintine bir sızıntısı gibi dururken gerçeklerden utanmaktan başka ne yapacaktım? Bana seni kandırdığım için sakın kızma; bizi buna biz zorladık. Piyesi sen başlattın, ben sürdürdüm. Sen de belki benim gibi bu yalanlarla anlamsızlaşmış dünyada dürüst bir dostluk edinmeye çalışmışsındır. Sonucunda bana ulaşmış ama dostluğumuzu sınamadan kendini açamamışsındır; ben de yalanımı seninle yaşarken sen cesaretini tamamen kaybetmişsindir.

Bilmiyorum dostum; her şeyi kabul etme zorluklarına dayanamıyorum. kendimden bir kes gibi savurmaktan yoruldum; her şeyin anlamını atfetmekten yoruldum, hiçliğin yalınlığını yitirmekten yoruldum. En başında, ben artık mutlu olmaya çalışmıyorum; mutluluğumuzun geçiciliğini araştırır. Artık sadece gerçeklerle yaşamak, kabullenmek ve huzurlu olmak istiyorum. Bir şeyleri yapmayı bırakmadım, hayatta kalma yöntemlerim var lakın hedeflerim artık sıfırdan sıfıra giderken gireceğim sapakları, geçeceğim yollar yaratmak için birer araçlar. Sonucunda, yolu olmadan son da olmaz.

Sana gelince dostum… Seni de terk ediyorum. Beni yanlış anlama; sana kırgın ya da kızgın değilim ama bu dağınıkla dünyadaki değerlerle süslediğim bir dostluğun acı gerçeğini karşımda görüyorum beni yakıyor. Sen de benim gibi acıdan kendini yararsın diye umuyorum. Bunun seni sarsıp sarsmayacağından emin değilim, umarım sarsmaz. Sarsa dahi hayat dediğimiz şey sarsılarak, sıkışarak, birleşerek, yıkılarak şekillenmiş Dünya'dan farklı değil zaten. Biz her şeyle var olmuş ruhlarınız.

Ruhuna iyi bak saygıdeğer dostum.

Sevgilerle.

Yorumlar