İran Meselesi Üzerine

İran meselesinde izlenmesi gereken stratejiye gelecek olursak; Türk kimliğini benimsemiş bir birey olarak önceliğim, her daim ulusumun ali çıkarlarını korumaktır. Bu doğrultuda, eğer doğrudan bir müdahale söz konusu olmayacaksa, bölgede kalıcı barışın tesisi için ivedilikle bir müzakere ortamının oluşturulmasını savunurum. Ancak mevcut konjonktürde bu ihtimalin gerçekleşmesi pek mümkün görünmemektedir. Zira emperyalizmin Orta Doğu’daki ileri karakolu olan İsrail’in güvenliği; hem Tahran’da kendisiyle yakın ilişkiler kuracak bir rejimin varlığını hem de Batı emperyalizmine hizmet edecek, etnik terör grupları eliyle oluşturulmuş "tampon bölgelerin" inşasını zorunlu kılmaktadır.

Buna karşın, ulusumuzun jeopolitik menfaatleri için önerdiğim hamle; gerektiğinde bizzat sahada askeri varlık göstermek ve parçalanma tehlikesiyle karşı karşıya bırakılan İran’da, nüfusun %25-35’ini teşkil eden Azerbaycan Türklerini stratejik olarak desteklemektir. Nihai hedefimiz, Farsları da kapsayacak şekilde geniş tabanlı bir mutabakat oluşturarak ülkenin bölünmesini engellemek; bunun yerine tüm unsurları kucaklayan, üniter ve laik bir İran rejiminin inşasına öncülük etmek olmalıdır.

Mevcut siyasi konjonktürde bu stratejik önerimin, iktidardaki "Saray Rejimi"nin ümmetçi yaklaşımı ve bu yapının etnik bölücü ajandaya sahip ortaklarıyla bağdaşmayacağı aşikârdır. Zira söz konusu siyasi iradenin, bölgedeki karmaşık dengeler içerisinde ulusal çıkarlarımızı her şeyin üzerinde tutacak ve bu doğrultuda kararlı bir hamle başlatabilecek diplomatik kabiliyete sahip olmadığı kanaatindeyim.

Sonuç olarak; Türkiye’nin bölgesel liderliği, günübirlik ideolojik saplantılarla değil; ancak Güney Azerbaycan gerçeğini merkeze alan, üniter yapıyı koruyan ve emperyalist bölücü senaryoları boşa çıkaran "milli bir devlet aklı" ile mümkün olacaktır. Bu aklın devlet mekanizmalarında ne ölçüde karşılık bulacağını ise önümüzdeki kritik süreçte tarihin tanıklığında kesin olarak göreceğiz.

Yorumlar