Merhaba Dostum,
Bugünlerde ben konuşmayı daha fazla bırakmış durumdayım. Sen hâlâ entelektüel tartışmalarda kendini aramaya devam etmiyorsun umarım. Bunu böyle söylemem sana kaba gelmiş olabilir ama uzun zamandır görüşmediğimizden benim değiştiğimin pek farkında değilsin. Ben artık biraz daha yaşlandım ve biraz daha gençliğin o kibrini kendimden uzaklaştırdım. Entelektüel olmanın var olmaktan daha az önemli olduğunu düşünüyorum. Entelektüel olma gayesinin de "Modern Dünya"nın acı sonucu olduğu kanaatindeyim.
Söyleyecek çok şey birikti, lakin artık cümlelerimi de toplamam gerekir. En başta yaşlılık, benim için şu an fiziksel bir yükü anlamlandırmıyor. Yaşlılık; varoştan gelen varlıksız çocuğun zihnen olgunlaşması demek. "Olgunluğun nedir?" diye soracaksın biliyorum; olgunluğum en başta gerçek bir mana ihtiva etmeyen şeylerle kendimi kanıtlamaya çalışmaktan geri durmaktır. Bunların birinden zaten birazdan bahsedeceğim. Diğerlerini belirtmek gerekirse; artık öyle manası olmayan kavgalara girmiyorum, örneğin kendimi var edememişken düzenin kendisiyle boğuşmuyorum. Çünkü biliyorum ki kudret kazanmamış iradeler, mücadele ettikleri düzenin aparatı olmaktan başka işe yaramıyor. Zira bunun en büyük kanıtı sosyalistlerdir; iyi ve hayalperest insanlardır, inandıkları şey için savaşırlar ama dünyaya sürülmeleri her vakit düzenin isyanı dizginleme aracı olmak yönünde yaptırılmış, kontrol edilmiştir. Sen bir sosyalist olarak bu söylemimden rahatsız olabilir, tartışmak isteyebilirsin; lakin ben bunu yapmayacağım. Çünkü biliyorum ki tartışmalarla olgunlaşan bir dünya görüşü yoktur; aksine tartışmalarla fikirler sadece bağnazlaşır ve fanatikleşir. Ben varlığı tümüyle kabul ederek, manasız eylemlerin sonsuz klostrofobi döngüsünden uzaklaşarak sürdüreceğim.
Gençliğin kibri dediğimiz husus, az önce dediklerimde kendini sahneliyor. Evet; insanlar manasını yitirmiş, sıkışık, dar ve her yerden baskılanan hayatlarında kendilerine var olacakları bir alan arıyorlar, biliyorum. Bu tercih, var olmanın yolunu bulmak olmalı. Varlık dediğimiz şey bu denli manasızken, neden insan kendini onun hezeyanını yaşayanların yanında var etmek ve hezeyanını büyütmek ister? Yine biliyorum, bir aidiyet arayışı var; ait olamadığımız hayatlarda bu bir ihtiyaç ama ait olduğunuzu sandığınız yere de ait olmuyorsunuz ki. O alanlarda süren zamanlar bir süre sonra boşa düşüyor; bu, fikir fark etmeksizin böyledir. Kendini var edememiş, buna umudu olmayan insanlar orada birbirlerini var ettiği hissine kapılıyor ama sonra gerçek yüzlerine çarpıyorlar ve hayatlarının en hareketli zamanlarını hareketsiz geçirmenin kederini yaşıyorlar. Bana bunun için yıllarca, ölene kadar oralarda kahramanlaşan kişilerden bahsedebilirsin. Bu kişiler genç ölmedilerse, oralarda kendilerini yaratıyorlar derim. Örneğin; bir sinemacının, kendi söylemlerinin fanatiklerine ihtiyacı vardır. Bu fanatikler onun sanatını satar ve alır. O sebeple gençliğin hareket vakitlerinde oralardan kaçmak, kendini yaratmak ve ömür boyu anlamsız denen hayatı ilerletecek zamanı var etmek gerek. Bunun için gereken tek şey eylemdir, üretmektir ve üretime yılları ilerletecek kudreti kazandırmaktır. Söylemlerimin sana kapalı gelmesin hepsi fazlasıyla açık, hepsi senin şahsının yaşamında aradığın şeyler. Birer örnek vermek seni senden almanın ilk adımı olacaktır.
Bu fikirlerimi de kibirli şekilde paylaştığım düşünülmesin. Sen de görüyorsun ki eskisi gibi değilim, artık kendimi herkese göstermeye çalışmıyorum, göreni ve görmeyeni de umursamıyorum. Hatta artık söylemlerimin bilimsel, sosyolojik kanıtlarına dahi Atıf yapma ihtiyacı duymuyorum. Hatta yazılarımı dahi yalnızca dostlarım ve sevdiklerim okusun, onlara dokunsun, gerekse onları benden uzaklaştırsın istiyorum. Entelektüel olmak hususunda da zamanımız öyle bir hale geldi ki entelektüel olmak bir mülk edinmenin yerini aldı. Bence bunun sebebi sistemin varlıksızlaştırdığı ve buna razı getirdiği insanların çoklaşmasından kaynaklı. Sistem sistemi yaratanlar varlık sahiplerinin buyruğuyla artık herkese diyorki sahip olmak çile şey, sahip oluyor gibi görünmek ise daha mümkün. Hem artık bu zor işlere de girmeye gerek yok, kültürlü görün; kültürlü, entelektüel görüntün senin elde edebileceğin tek statü kaynağı. Bu ne demek biliyor musun "bizler sahibiz, sizler ise bizden uzak durun; sefalet içindeki hayatlarınız sizi süründürsün. Bu sürünme haliniz yarı bilgiliğinizle kaleme gelsin ve sürünmenin reklamı size statü kazandırsın". "Ya da gelin benimle dövüşün, yetersiz mücadeleniz karşımda mağlup olarak rızaya mahkum etsin" ben işte dostum senin bu hüsran ve yalancı doygunluktan kurtulmanı, yaşamı açlıkla değil gerçekle ve huzurla kabul etmeni istiyorum.
Bu fikirlerimi de kibirli bir şekilde paylaştığım düşünülmesin. Sen de görüyorsun ki eskisi gibi değilim; artık kendimi herkese göstermeye çalışmıyorum, göreni de görmeyeni de umursamıyorum. Hatta artık söylemlerimin bilimsel ya da sosyolojik kanıtlarına dahi atıf yapma ihtiyacı duymuyorum. Yazılarımı dahi yalnızca dostlarım ve sevdiklerim okusun; onlara dokunsun, gerekirse onları benden uzaklaştırsın istiyorum.
Entelektüel olmak hususunda da zamanımız öyle bir hale geldi ki; entelektüel olmak, bir mülk edinmenin yerini aldı. Bence bunun sebebi, sistemin varlıksızlaştırdığı ve buna razı getirdiği insanların çoğalmasıdır. Sistemi yaratan varlık sahiplerinin buyruğuyla, düzen artık herkese diyor ki: "Sahip olmak çileli bir iş; sahip oluyor gibi görünmek ise daha mümkün. Hem artık bu zor işlere girmeye de gerek yok; kültürlü görün. Kültürlü ve entelektüel görüntün, senin elde edebileceğin tek statü kaynağıdır."
Bu ne demek biliyor musun? 'Bizler sahibiz, sizler ise bizden uzak durun; sefalet içindeki hayatlarınız sizi süründürsün. Bu sürünme haliniz yarı-bilgeliğinizle kaleme gelsin ve sürünmenin reklamı size sahte bir statü kazandırsın. Ya da gelin benimle dövüşün; yetersiz mücadeleniz karşımda mağlup olsun ve sizi rızaya mahkûm etsin.' Ben işte dostum; senin bu hüsran ve yalancı doygunluktan kurtulmanı, yaşamı açlıkla değil gerçekle ve huzurla kabul etmeni istiyorum. Söylemlerim sana kapalı gelmesin; hepsi fazlasıyla açık, hepsi senin şahsının yaşamında aradığın şeyler. Birer örnek vermek, seni senden almanın ilk adımı olacaktır.
Sohbeti fazla uzattım. Sen şimdi 'konuşmayı bırakmış adama bak' diyorsundur. Haklısın bu konuda; ama fark etmediğin şu ki, ben esasında 'anlamsız tartışmalar yapmayı bıraktım' dedim. O sebeple senin ve başka insanların ideolojik fikirleriyle tartışmaya girmiyor; söyleyeceğimi söylüyor ve kenara çekiliyorum. İnandırmak gibi bir kabiliyete sahip olamayız; kabiliyetimiz inanmaktır ve sen istediğin vakit inanacaksın.
'Sabahtan beri konuştun ama hiç net şeyler de söylemedin' deme; çünkü yaşadığımız hayatın acısını yüzlere çarpmak canilik ve bilmişliktir. Herkes kendi acısını çekerken bunu yapmak hiçbir şey kanıtlamaz.
Haydi selametle, kendine iyi bak.
Sevgilerle,
Yorumlar
Yorum Gönder