Merhaba Dostum.
Hâlâ aydınlar üzerine sohbetimizi sonlandıramadık; “Onurlu Yaşam” hakkındaki sorularına da yanıt veremedim, biliyorum. Ben böyle biriyim; sakın seni veya konuşmalarımızı manasız bulduğumu düşünme. Zira sarf ettiğim fikirlerin de bir manası yok; sadece o sohbetlerin akışıyla hareket ediyorum. Bu yüzden sözlerim, aklıma estiği gibi anı akıtmak adına ağzımdan çıkıyor. Bir amacım olsaydı hepsini yanıtlardım; fakat yalnızca vakti harcıyor ve an içinde en hızlı hareket eden neyse onu tutuyorum.

Onurlu yaşam hakkındaki fikrim de bir mana ihtiva etmiyor. O, kişisel bir meseledir; nitekim evrensel ölçekte bireyin onuru bir anlam taşımaz. Onun hakkında yazmış olmam ise yalnızca manasız bir bireyin, manasızlık içinde konfor arama çabasından ibaretti.
Konfor arama çabası, hisler düzeyinde de karşımıza çıkar. İnsani duygular, her şey gibi dolaylı ya da doğrudan zamanı ilerleten birer hareketten ibarettir. Lakin bu hisler, anlatılma ve anlaşılma gayesi güttüğü an — tıpkı diğer soyut ve bireysel unsurlar gibi — “Yaşama Zulmü”nün başaktörü haline gelir. İnsan, anlaşılmanın peşine düştüğü vakit manasızlığı kabullenmiş olsa dahi bu eyleme bir mana yüklemeye mahkûmdur. Ya anlaşıldığı illüzyonuyla kendini kandıracak ya da bu çabanın kendisini anlamlandıracaktır. Kişi, her iki yolda da kendi kendine mağlup olur; yaşamanın zulmünü harlarken inandığı hakikatle savaşmaya başlar.
Anlamsızlığı anlatmak da esasen bir mana arayışı olabilir. Zira anlatma hallerinde genelde anlamsızlığın acısını çeken kişiler daha aktif rol alırlar. Nihilist bir filozof metnini yazdıktan sonra anlamsızlığı yaşarken, taraftarları onun elçiliğini üstlenir örneğin. Bu elçilerin geneline bakacak olursak onlar da bu gerçeği tam manasıyla kabullenebilmiş değillerdir; bu sebeple acılarını dile getirir ve bir mana olduğuna inandırılmak isterler. Bu iddia kanıtlanmış bir gerçek değil, benim kanaatimdir; zira anlamsızlığı anlatmaya çalışmaya dahi bir mana atfeder insan.
Bana gelince; yazıyor ve yeni tezler üretiyorum elbette, ancak bu çabam anlam aradığım anlamına gelmez. Birinin beni anlıyor ya da anlamıyor oluşu, felsefi temelde umursadığım bir durum değildir; ben yalnızca vakit geçiriyorum. Ki bu yazıyı okuyanların çoğunun fikri dahi yok; onlar entelektüellikle ilgili yazdığım son yazıda bahsettiğim kişilerden biridir ve ben onların okuyacağı mecraya yazıyorum. Yazmamdaki sebep; düşüncelerimi not etmek ve zamanı ilerletmektir. “O halde kendi kendine yaz” denebilir; fakat o da sıkıcı. Bu durum, sürece başka bir aksiyon katıyor.
Sohbeti de çok uzatma niyetim yok; bu konu öyle uzun boylu konuşulacak bir şey değil. Teorik olarak derin olmadığı gibi tartışmaya da pek muhtaç değil. Zira tartışacak olsak öyle çok konu var ki; bunun gibi dar ve sabit bir alana sıkışmaz, zaman da almaz.
Sevgilerle,
Bir dost.
_____________________________________________
Yanıt Verilen Eleştiri:
“Yazma edimini sıkıntıyı gidermek ve aksiyon katmak adına tercih etmeniz, eyleminize yöntemsel bir gaye (telos) yükler. Dolayısıyla bu tercih, anlatıcının iddia ettiğinin aksine hedonik/pragmatik bir amaç taşındığını gösterir.”
Yanıt
Evet, bir amaç gibi görünebilir; lakin yaşamın kendisi zaten edilgen bir biçimde içine doğduğumuz mecburiyetler bütünüdür. Bu zorunlu varoluş içinde tercih yapmak, kaçınılmaz bir niteliktir; nitekim tercih yapmamayı seçmek dahi başlı başına bir tercihtir. Dolayısıyla eylemlerimizin zorunlu mekaniğinden doğan bu seçimler, bağımsız birer “anlam” üretmez. Bütünüyle manasız olan bir sistemin içinde yapılan hiçbir tercih — doğru, yanlış ya da kaçınılmaz oluşundan bağımsız olarak — o sistemi veya eylemi manalı kılmaya yetmez.
Yorumlar
Yorum Gönder