Bugün TBMM'de onaylanan "Çerçeve Yasa" vasıtasıyla bu yazıya başlamak yerinde olacaktır. İlk olarak vurgulamak istediğim husus umuttur; zira bugün yaşanan hiçbir şey, yarın var olmayacak kadar eskimiş, çirkinleşmiş ve miadını doldurmuş aktörlerin eseridir. Onlar kaybetmeye mahkûmdurlar; çünkü yarınları inşa edecek iradeden yoksun olduklarından, yalnızca varlıklarını sürdürme saikiyle ihanet ve tasfiye siyaseti yürütmektedirler. Lakin yarın onların esamesi okunmazken, vasıfsız çocukları da uyuşmuş zihinleriyle köşe başlarına sızacak, tarihin mahkûm ettiği sahnede rol alacaktır.
Çerçeve Yasa konusuna gelecek olursak, bu meseleyi bizler yıllardır yazıp söylüyoruz. Ben 2023'te, başka vatanperver insanlar ise bu süreci daha öncesinde kaleme aldı. Bahsettiğimiz süreç, dün ortaya çıkmış bir olgu olmadığı gibi, hepimizin bildiği üzere ani bir gelişme de değildir. Kimi analizlere göre 70 yıldır sinsi bir şekilde ilerleyen, bana göre ise kesin olarak başlayalı 50 yılı bulan bir tarihsel kesitten bahsediyoruz. Bunları daha önce ayrıntılarıyla açıkladık, bu yüzden üzerinde uzun uzadıya durmayacağım. Sürece ve onu yürüten tüm aktörlere sağlanan emperyalist desteği görmek için derinlemesine tahliller yapmaya gerek yoktur; nitekim emperyalizm, aparatlarına bu hamleyi Sevr'in yıl dönümünde yaptırarak "biz hiç vazgeçmedik" mesajını açıkça vermektedir.
Kısaca da olsa açıklamak mecburiyetindeysem eğer; 1952 NATO'ya giriş ve Komünizmle mücadele dernekleri vasıtasıyla ülke siyaset ve cemaat yapısı içine yavaş yavaş dahil edilen Siyasal İslamcı yapılar Fetö, Milli Görüş ve Cemaatler vasıtasıyla bölücü siyasetin tarihsel ittifakı, meşru muhattap iktidarı ve ön açıcı gücü bir tehdit algısıyla beraber yaratılmaya başlamıştır. Bu görüşe ben de katılmakla beraber fikir insanlarını araştırarak ayrıntılı bilgi edinebilirsiniz. Benim fikrim kesin başlangıç 1976'dır ki Amerikada Akademisylenlik yapmış Turgut Özal siyaset sahnesine girme kararını bu süreçte aldı ve Türk Siyasi tarihinde bölücü siyasetle dostluk kuran İlk Başbakan'da o oldu.
Baskın Oran (Ed.) – Türk Dış Politikası: Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar (Cilt 1 ve 2)
Odak: 1952 NATO üyeliğinin jeopolitik ve iç siyasi sonuçları.
Yalçın Küçük – Türkiye Üzerine Tezler (1908-1997) (Özellikle ilgili ciltler)
Süreçler böyle geliyorum derken, günümüz siyasi iktidarı stratejik hedeflerine uzun vadede ulaşamadığı ve halk tabanındaki desteği azalarak meşruiyetini yitirdiği noktada, varlığını muhafaza etmek için akıldan, mantıktan ve siyaset ahlakından büyük ödünler vermek mecburiyetinde kalmıştır. Temel toplumsal dayanağı olan yaşlı seçmen blokunu konsolide etmek gayesiyle emeklilik sistemi üzerinde yapılan tutarsız ve popülist müdahaleleri de bu tabloya eklediğimizde, ekonomik buhran tüm başarısızlıklar ve kaynak transferleriyle birlikte toparlanamaz bir boyuta ulaşmıştır. Zira bu kriz tablosu iktidarın pek de umurunda değildir; zira onlar rasyonel bir ulusal çıkardan ziyade kaba bir pragmatizmle hareket etmektedirler. Bu pragmatizm, bencil çıkarlarla birleştiğinde, yarın var olmayacakları bir dünyada bugün iktidarı ne pahasına olursa olsun koruma refleksini doğurmuştur. Şimdiyse tüm bu müdahalelere rağmen başarılı olamamışlar, iktidardan alacağı kalmayan kesimlerin de desteğini yitirince rıza üretme kapasitelerini tamamen tüketmiş ve açık bir tasfiye ve ihanet sürecini topluma dayatmışlardır. Bu yönelim, zaten emperyalist merkezlerin onlara biçtiği tarihsel roldür; bu nedenle emperyalistler süreçteki her türlü meşruiyet krizini görmezden gelmiş, iktidarın tekelindeki Meclis yapısını ve onunla uyumlu hareket eden diğer aparatları (muhalefeti) ise krizin üstünü örten bir meşruiyet illüzyonu olarak kullanmışlardır.
Şimdi ise bizler, en başta vurguladığımız gibi umut, umut ve umut demeliyiz. Bunlar, yıllar içinde kurumsallaşmış ve çöküşü yaklaşmış köhnemiş bir sistemin son çırpınışlarıdır. Şayet bizler liyakatsizliğin, biat kültürünün ve vasatlığın temsilcileri değilsek, yarınların bizim olduğunu idrak etmeli ve kararlılıkla çalışmalıyız. Çünkü geleceğin kurucuları biziz; yarınları devralmak ve bize miras kalan her türlü (ekonomik, politik ve sosyolojik) ağır yükü göğüslemek için mutlak surette güce ihtiyacımız vardır. Bu saikle iş dünyasında, sanatta, onurlu siyasette, onurlu bürokraside ve medyada; kısacası her yerde olmalıyız. Mevcut yapıların içinde konumlanmalı ve o alanların hakiki sahibi olmak için mutlak bir dayanışma örmeliyiz.
Yorumlar
Yorum Gönder